Son Dakika: 38 YIL GEÇTİ ACILAR HALA TAZE
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim

TÜRKİYE'YE ÖZGÜ SOSYALİZM !




Türkiye’ye özgü sosyalizm

TÜRKSOLU geleneği devam ediyorTürkiye’nin kendine özgü şartları nelerdir?

Uğur Mumcu’nun, Yunus Nadi Makale Yarışması Armağanı’nı kazanan yazısı, 26 Ağustos 1962 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde “Türk Sosyalizmi” başlığı adı altında yayınlanmıştı. 20 yaşında genç bir Kemalist solcu olan Uğur Mumcu, daha o günlerde Türkiye’nin şartlarına uygun bir sosyalizmin olmasından bahsediyor ve şöyle diyordu:

“Sosyalizm, Lenin’in tarifinde bir işçi diktatörlüğü, Batılı tariflerde bir iktisadi demokrasi, yani halkın iktisaden kendi kendisini idare etmesidir. Bunun içindir ki, aynı sosyalizm altında çeşitli yönler vardır. Türk sosyalizmi ne Marks’ın sosyalizmine benzemeli, ne de Batı sosyalizminin bir kopyası olmalı. Memleket şartlarının yarattığı ve siyasi rejime en uygun olan bir sosyalizm…” diyordu.

Peki, Uğur Mumcu’yu böyle sözler söylemeye sevk eden neden nedir?

Kimine göre yıllardır Batılı gibi olmaya çalışan bir milletiz, kimine göre de birçok devrim kanununu Batıdan kopya eden bir devletiz. Hatta Atatürk, kimine göre Batı yanlısı bir devlet adamıydı. Şimdi böyle bir ortamda bir Türk aydını Batının sosyalizmini Türkiye’de istemiyor!

Nasıl olur? Aydın dediğinin Batılı gibi düşünmesi gerekli değil miydi?

Uğur Mumcu gibi gerçekten bir Türk aydını olursanız, Türk gibi düşünürseniz Atatürk’ü ve yapmış olduğu devrimi gerçekten doğru anlarsanız. Batı kaynaklı yabancı bir ideolojinin Türk kültüründen ve tarihi gelişmelerinden süzülmeden halka mal edilemeyeceğini de anlamış olursunuz.

Peki, Türkiye hangi tarihi gelişmelerden geçmiştir?


Birincisi, Anadolu Osmanlı döneminde bir sanayi devrimi yaşamamıştır. Bu da belirgin bir işçi sınıfının oluşmamasına neden olmuştur (Bu, Osmanlıda ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında hiç işçi sınıfı olmadığı anlamına gelmemelidir).

İkincisi, belirgin bir işçi sınıfı oluşmadığı gibi belirgin bir burjuva sınıfı da yoktu. Ancak ticaret gayri Müslimlerin elinde olduğu için, buna mukabil gayri Müslimleri Osmanlı’nın burjuvazisi adledebiliriz.

Cumhuriyet dönemine baktığımızda da yabancıların yani gayri Müslimlerin elinde bulunan birçok liman, demiryolu, maden, gaz ve elektrik şirketleri millileştirilmiştir (devletleştirilmiştir).

Neden millileştirilmiştir?

Çünkü emperyalizme karşı verilmiş silahlı mücadeleden sonra devletin önemli kuruluşları emperyalist ve kapitalist devletlerin burjuvalarına bırakılamaz da ondan! Yoksa vermiş olduğumuz Milli Kurtuluş Savaşı’nın hiçbir anlamı kalmazdı.

O nedenle Batılı güçlere karşı verdiğimiz silahlı mücadele, daha sonraları devletin önemli kaynak ve kuruluşlarının yabancıların elinden kurtarılması olarak devam etmiştir.

Bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nda ve sonrasında yabancılara karşı verilen milliyetçi mücadele sömürülmeye karşı bir tepki olarak doğmuş; bu da Kemalist devrimin özünü oluşturmuştur.

Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’nın da belirttiği gibi; “Türkiye’de sol, işçi hareketinden çıkmadı, CHP’den çıktı… Yani Kemalizmden çıktı!

Şimdi Kemalizm yadsınarak solculuk yapılabilir mi? Yapılırsa –temellerini yitirmiş her toplumsal hareket gibi- boşlukta kalmak kaçınılmaz olmaz mı?” diyordu.

Şimdiki solun en büyük hatası da bu değil midir? Kemalizmi ve milliyetçiliği yadsıyarak solculuk yapma gafletine düşen bir sol, Türkiye’de hiçbir zaman başarılı olamamıştır, olamaz da!

Ne diyordu Uğur Mumcu: “Devrimciliğin bilinci, ancak milliyetçi, antiemperyalist savaşın eyleminde değerlendirilebilir.” Mumcu’nun da belirttiği gibi, devrimcilik bilinci milliyetçi bir duygu ile anlam kazanır.

Ama öbür taraftan bakıyorsun, Uğur Mumcu’yu yad edenler, milliyetçilik ile devrimciliği yan yana getirmiyor, hatta milliyetçilikten rahatsızlar bile! Ama Uğur Mumcu’yu tanıdığını iddia ediyor!

Kemalizmin özü antiemperyalist bir milliyetçilik değil midir?

Evet, Kemalizmin özü milliyetçiliktir. Eee o zaman Kemalizmi kabul etmeden ne Uğur Mumcu’yu anlayabilirsiniz ne de solu. Öyle değil mi?

Her ne kadar Üçüncü Dünya ülkeleri milli bağımsızlık mücadelesi verirken sosyalizm ile tanışmış olsa da tüm dünyada sol, işçi sınıfının içinde bir anlam kazanmıştır.

O nedenle Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı verilmiş topyekun bir mücadele, bizim işçi sınıfı ile olan bağımızı koparmamalıdır. Türkiye’de kendine özgü bir sosyalizm kurulacaksa bu Türk işçisinin, Türk köylüsünün, Türk emekçisinin emeği ile olmalıdır.

Türkiye’de sosyalist hareketlerin kimi kendisini Kemalizm den, kimi de kendini işçi hareketinden soyutladığı için başarıya ulaşamamıştır.

O nedenle TÜRKSOLU, Türkiye’deki solun, işçi hareketinin içinden çıkmadığı gerçeğini yadsımadan işçi hareketinin her daim içinde olmalıdır. Halkın bir kesiminden kendini soyutlayan bir hareketin; bu ister köylü olsun, ister işçi başarıya ulaşmasını beklemek devrimci mantığa uygun düşmez.


Türkiye’de işçi hareketini savunan partilerin marjinalleşmesi

Türkiye’de işçilerin haklarını savunduğunu iddia eden sendikalara baktığımızda, bunların birçoğunun Kürtçülük yaptığını, Kemalizme yabancı oldukları gibi halkın duygu ve düşüncelerinden çok uzak olduğunu görürüz. Bu da işçi sendikalarının; ezilenleri, gerçek mağdurları ve sömürülenleri temsil etmekten çok uzak bir noktada olduğunu göstermektedir. Daha açıkçası bugünkü sendikalar marjinalleşmiştir.

Bugünkü marjinalleşmenin bir benzerini 1927’li yılların Türkiye’sinde de görmekteyiz. Anadolu’da emperyalizme karşı Milli Mücadele verilirken TKP ve şefi Şefik Hüsnü, İstanbul’da tramvay amelesinin grev yoluyla ayaklanmasını istiyordu. Hatta yayınladıkları bildirilerde Kemalizmi çok ağır eleştiriyorlar ve Mustafa Suphi’nin ölümünden Kemalistleri mesul tutuyorlardı.

Milli Mücadele’ye destek çıkmak yerine tramvay işçilerini grev yoluyla ayaklandıran sözde sol bir hareketin, kitlelere mal olması söz konusu olabilir mi? Hem Kemalizmi çok acımasızca eleştireceksiniz hem de tevkif edilince şikayetçi olacaksınız!

O yılların TKP’sinin tavrı bugünkü sendikalarda ve halen ayakta kalmaya çalışan TKP’de yine mevcuttur. Türkiye’de işçi hareketinin büyümesine engel olan da solun bu marjinalliğidir.

Türkiye’de halk Atatürk’ü ve Kemalizmi benimsemiştir. Atatürk’ü eleştiren bir solun Türkiye’de halka mal olmasına imkan yoktur. Türk solu bunu ne zaman anlarsa, sol da o zaman kendini bulacaktır.

“Türkiye’de sol niye iktidar olamıyor?” sorusunun cevabını bizce birileri burada aramalıdır. Hem halkın benimsediği ve inandığı bir kişiliğe saldıracaksınız hem de gelin bizimle solculuk yapın diyeceksiniz. Sonra da birileri sizi marjinallikle suçlayınca kızacaksınız.

Solun içine düşmüş olduğu devletine ve milletine yabancılaşma, Türk solunu Türkiye’den uzaklaştırdığı gibi Batıya daha çok yakınlaştırmaktadır. Oysa sol Batıya, kapitalist Avrupa’ya karşı olmak değil miydi? O çok eleştirdiğiniz Kemalizm bile sizin sol anlayışınızdan daha Batı ve kapitalizm karşıtıdır, ama anlayana.

Herhalde kapitalizmin kucağında solculuk yapmak diye de buna denir.

Sözde solun Kemalizm düşmanlığı

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Komünist Parti adı altında yasal olarak kurulan Türkiye Komünist Partisi, bir zamanlar kayıtsız şartsız Anadolu devrimine destek vereceğini söylüyordu. Tabii o yıllarda TKP’nin başında Mustafa Suphi vardı. Partinin başına Şefik Hüsnü geçtikten sonra dozajı giderek artan bir Kemalizm düşmanlığı başlamıştır.

Hatta öyle bir Kemalist düşmanlığıdır ki, Kemalizme ve Atatürk’e kim yakınsa o dönektir, o burjuvadır artık.

İşte Kemalizme ve Atatürk’e olan yakınlığından dolayı; polis ajanlığı, kalleşlik ve döneklik suçlamasıyla Nâzım Hikmet de kendi payına düşeni alacaktır. Hatta öyle bir paydır ki, Vedat Nedim Tör, İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir gibi sonrasının Kadrocularının adı, TKP tarafından dağıtılan “kara liste” adlı bildirilerde geçecektir.

O yıllarda Nâzım Hikmet’i “kara liste”ye alan TKP, şimdilerde ise Nâzım Hikmet için anma törenleri düzenliyor. Ama TKP’nin Kemalizm düşmanlığı devam ediyor. Nâzım Hikmet’in Kemalist yanını nereye koyup da anıyorlar merak ediyoruz?

30’lu yıllarda Türk solu böylesine marjinalleşmişken, 60’lı yıllarda Üçüncü Dünya solculuğu içinde yerini bulmuştu. Kemalist özünden kopmayarak antiemperyalist tavır içindeydi. Ta ki 1972 yılına kadar. Sonrasında sol ne oldu? Sol yine marjinalleşti.

Niye?

Çünkü yine Kemalizmden koptu, çünkü yine işçi sınıfını enternasyonalistleştirme derdi içine girildi. Ulusal ölçekten koptukça koptu... Sonunda marjinalleşme de kaçınılmaz oldu.

Sol, enternasyonalizmden kendine özgü sola geçtiğinde kendini bulacaktır

Türk işçi sınıfı enternasyonalizm ve Kürtçülük gibi iki virüsten kurtulamadığı sürece kendi özüne dönmesi mümkün değildir. Çünkü bu iki virüs, solu antiemperyalist cepheden emperyalizmin maşası konumuna getirmektedir.

Solun, “halkların kendi kaderini tayin hakkı”nı yanlış yorumlaması(!); Kemalizm ile ulus bilincine ulaşmak yerine enternasyonalistleşmesi emperyalizmin isteyip de bulamayacağı bir soldur.

Emperyalizmin ve kapitalizmin hâlâ dimdik ayakta durmasında Türkiye’deki marjinal solun katkısı ne kadar olmuştur bilemeyiz ama onlara karşı olayım derken uşak olduklarını çok iyi bilmekteyiz.

60’lı yıllarda Doğan Avcıoğlu, solun, sosyalizmi yanlış yorumlayarak Kürtçülük yapmasını ve enternasyonal tavır içine girmesini çok sert bir dille eleştiriyordu.

Ne diyordu Avcıoğlu: “Biz aşırı sola karşı değiliz, ama bu vatanı bölmek ve parçalamak amacını güden her türlü kişi, örgüt ve akıma karşıyız. Topraklarımızın üzerinde bir Kürt devleti kurmayı hayal edenler varsa, onlara en ön safta dur diyecekler arasındayız....” Devamında; “Biz aşırı sola karşı değiliz, ama Türkiye’nin bağımsızlığına göz diken, tam bağımsızlığa reddederek Amerikan uyduluğunun yerine bir Sovyet, bir Çin uyduluğunu getirmek isteyen ve komünist devletlerin hizmetinde çalışan her türlü kişi, örgüt ve akıma karşıyız...”

Avcıoğlu’nun bahsettiği aşırı sol, enternasyonalistleştikçe Kürtçüleşti ve rejimden kopmaya başladı, bölücü faaliyetler içine girdi. Bölücü faaliyetler içine girmesi, solu Amerikan uyduluğu haline getirdiği gibi Sovyet ve Çin uyduluğu haline getirmeye uygun ortam yaratmıştır.

Avcıoğlu’nun yanında gazeteciliği öğrenen Uğur Mumcu; “Bu çağ ezilen ulusların kutsal isyanları ile bilinçlenen milliyetçiliğin gerçek milli niteliği bulma çağıdır” diyerek, ezilen ulusların enternasyonalizm yerine milliyetçilik yapması gerektiğini söylüyordu

Mumcu; “… bütün milliyetçi güçler milli çıkarlar etrafında toplanmalıdırlar. Toplumun sağlam güçleri arasında görülen ‘ortanın solu-sol’ çatışmaları unutulmalı, sol gevezelik bir yana bırakılmalıdır” diyerek de solun çokbilmişlik içinde milliyetçilikten kopmasını eleştiriyordu.

Son olarak yine Mumcu; “Emperyalizme karşı sol milliyetçi devrimlerin yakından izlenmesi, şimdi bütün milliyetçilerin ortak görevleridir” diyordu.

Eğer 68 kuşağı YÖN ve Devrim çizgisinden ayrılmamış olsaydı, bugün önümüzde bambaşka sol ve bambaşka Türkiye olacaktı. O nedenle amacımız, solu enternasyonalistlikten kurtarıp “Türk” solu yapmaktır.

Türk solu kendi geleneğine sahip çıktığı ölçüde sosyalist kalabilir

Dedik ya, ülkemizde birileri televizyona çıkıp çok rahat biçimde Uğur Mumcu adına konuşabilmektedir. Bir de Uğur Mumcu’nun şu milliyetçiliğini ve antiemperyalist yapısını anlatırsanız çok sevineceğiz.

Dedik ya, birileri milliyetçilik ile devrimciliğin yan yana getirilmesinden rahatsız diye.

Uğur Mumcu iyi bir devrimci ve milliyetçi bir aydın idi. Devrimci bir milliyetçiliği savunan Kemalist bir solcudur. İşte o bu nedenle Türkiye’ye özgü bir sosyalizmi savunuyordu. Hem de 20’li yaşlardan itibaren!

Türk solu, geleneğindeki Kemalist solcu aydınları anlamadan ne sol olabilir ne de antiemperyalist olarak kalabilir.

TÜRKSOLU gazetesini hem sosyalist hem de milliyetçi olmakla suçlayanlara sormak gerekiyor: TÜRKSOLU gazetesi solcu değilse, Uğur Mumcu da mı solcu değildir? Ya, “...beni Kemalist düşünceyle yetiştirdin” diyen Deniz Gezmiş! O da mı solcu değildir? “Kemalizm sol bir akımdır” diyen Mahir Çayan, “Ben bir Türk şovenistiyim” diyen Mustafa Suphi de mi solcu değildir?

Peki, kimdir hakiki solcu?

Hakiki solcu; Türk gibi düşünendir, hayata Türkiye’nin içinden, bu halkın değer yargılarıyla bakandır. İşte gerçek solcularımız Deniz’lerdir, Mahir’lerdir, Avcıoğlu’dur, Mumcu’dur. Sözde solculuk adına Avrupacılık yapanlar değildir.

Türk solu; Deniz’lerin, Mahir’lerin, Mumcu’ların görüşlerini savunmakla kendi özüne dönecektir, yoksa eleştirmekle değil.

Türk solu kendi geleneğine sahip çıktığı ölçüde sosyalist kalabilir. O nedenle “Türk sosyalizmi”ni gerçekleştirmek tüm devrimci ve milliyetçilerimizin gerçek hedefi olmalıdır.

Not: Bir önceki sayıda yayınlanan “Kürt-İslamcı MHP’nin Kürtçülüğü” başlıklı yazımızda; “Kürtçülük faaliyetine karşı Türk gençlerinin tepki sonucu Türkçü takılması yönündeki bir açıklama yanlıştır.” cümlesindeki, “Türk gençlerinin” kısmı yanlış yazılmış olup, doğrusu “Kürt gençlerinin” olacaktır. Düzeltir, okurlarımızdan özür dileriz.

Reklam Alanı

http://www.acilhost.com/
http://www.denizweb.net/

Bu haber 08/05/2009 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 

Yazarlar

Cengiz ÇANDAR

68 kuşağı, Deniz Gezmiş, biz, hepimiz
 

Hasan CEMAL

Deniz Gezmiş’lere mısır patlatır gibi bomba patlattıranlar...
 

Doğan AVCIOĞLU

GERİLLA
 

Oral ÇALIŞLAR

Baki Tuğ ve Deniz Gezmiş...
 

Güneri CİVAOĞLU

DENİZ GEZMİŞ'İN "BİLİM " VASİYETİ
 

R.Ozan KÜTAHYALI

Bir İttihatçı olarak Deniz Gezmiş
 

Engin ARDIÇ

DENİZ GEZMİŞ MODASI
 

Kürşad BUMİN

Bir kere daha: Demirel ve idamlar
 

Nazlı ILICAK

DENİZLERİN İDAMINDA SORUMLU DEMİREL DEĞİL...
 

Ergün BABAHAN

Elinizde kan izi var Süleyman Bey
 

Uğur MUMCU

ASILDIK EY HALKIM UNUTMA BİZİ ...
 

Taha AKYOL

Deniz Gezmiş efsanesi
 

Ertuğrul ÖZKÖK

Deniz Gezmiş’i milli irade astı