Son Dakika: 38 YIL GEÇTİ ACILAR HALA TAZE
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim

ÖLÜM NERDEN VE NASIL GELIRSE...




ÖLÜM NERDEN VE NASIL GELIRSE...

Hava nasil da puslu

bulutlar yumak yumak yigilmis agaçlara

incecik boynundan süzülen ter

karisirken bögründen fiskiran kana öyle derin öyle berrak ki

üstelik: çayir kuslarinin gözleri kadar

...

Pusudan gövdene alçakça sokulmuslar

dehset aç kurtlar gibi ellerinde --sinsi ve kirli-

...

Oysa

onlarin göremedigi bir sey var

kaninla yikadigin topraga

kalbinden rüzgara usulca iliserek

savrulan isyan filizleri

N. Behram 1972

:::::::::::::::::

YAN YANA YASAMIS, YAN YANA ÖLMÜSLERDI, AMA YAN YANA GÖMÜLMELERI ENGELLENDI


5 Mayis'i 6 Mayis'a baglayan saniyelerde Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in babalari, sokaklari kulaklarinda aci çinlamalarla dinlediler. Ankara'da -sokaga çikma yasagi- vardi. 3-4-5 Mayis günleri Hüseyin'in babasi Hidir Inan, Deniz'in babasi Cemil Gezmis ve Yusuf'un babasi Besir Aslan, bir gözleri kör edilecekmiscesine, son çirpinilariyla bakiyorlardi. Baktiklari her nokta kararmis, infazlar artik kesinlesmisti... Üçü de birbirinden daha az konusmaya çalisiyordu. Çocuklarinin hayat kardesligi, üç babayi Ankara'da omuz omuza getirmisti. Üçü de halktan insanlardi...


5 Mayis aksami, sabah bulusmak üzere vedalasip ayrildilar. O sabah ogullari asilacak üç baba, Ankara'nin karanlik sokaklarina dogru, üç ayri yöne uzaklasti. Hidir Inan bir yakinlarinin evinde, Cemil Gezmis bir otelde kaliyordu. Besir Aslan'in evi Ankara'daydi. Sabah otelde bulusacaklardi.

Çocuklarinin bu son gecelerinde, çikmanin yasak oldugu Ankara sokaklari, evvelki günler gibi, issiz ve gürültüsüz degildi. Gece ilerledikçe sehirlilerin sesleri evlere sinmis, Ankara'da bir baska gürültü çinlamaya baslamisti.


Zaman zaman hizla bir resmi araba geçiyor; zaman zaman uzaktan ugultular geliyordu...


Üçü de, bir ara bosanacak gibi oluyor, sonra ogullariyla yaptiklari son görüsmelerini düsünüp, metin olmaya çalisiyorlardi. Üçü de bir ara bozulacak gibi oluyor, ogullarinin yargilandiklari günleri düsünüyor, netlesiyorlardi. Üçü de bir ara kahredecek gibi oluyor, geçmis günlerin anilariyla kahirlarini dindiriyorlardi.


Ölüm ve ayrilik duygusu, bu niteligiyle, kendi tesellisini de getiriyordu. Yapilacak tek sey onlarin ölmedigini düsünmekti. Üç baba da bunu yaptilar...
6 Mayis sabahi gök sancilanirken, saat 04.00 siralarinda görevliler Deniz'in babasini almaya geldiler. Onlarin gelisleri, o ana kadar, Deniz'in babasinin yüregindeki soyut titreyisleri; soyut titreyisler halindeki düsleri bir anda donuklastirdi. Ondan sag olarak aldiklarini, ona cansiz olarak vereceklerdi... O ana kadar onun saymadiklari sey, artik onundu. Aralarinda disari çikti ve arabalarina bindi...


Bir süre sonra Deniz'in babasinin kaldigi otele Hüseyin'in babasi geldi. Otele girdi ve orada, yari uykulu beklemekte olan otelciye Cemil Gezmis'i sordu. Otelci az önce götürüldügünü söyledi. Biraz ileri çikmisti ki, otelin önüne bir polis arabasi yanasti. Çabuk çabuk içeri girip otelciye bir seyler söylediler. Otelci onlara Hidir Inan'i isaret etti. Hidir Inan'la karsilikli söylenecek hiçbir seyleri yoktu. Hidir Inan da onlarin yanina sokuldu ve otelden uzaklastilar...


Araba bir süre Ankara'nin disina dogru yol aldi. Mezarliklar Müdürlügü'ne geldiler. Hidir Inan, orada Cemil Gezmis, Besir Aslan ve Deniz'in abisi Bora disinda tanidik kimse göremedi. Fakat oda oldukça kalabalikti. Sonra Karsiyaka Mezarligi'na geldiler.


Hidir Inan oglunu görmek istedigini söyledi. -Müdür Bey-in izniyle, yanina 3-5 polis verilerek oglunun oldugu bölüme gönderildi.

Deniz, Yusuf ve Hüseyin yikanilmak üzere yan yana uzatilmislardi. Üzerleri örtülüydü, fakat Deniz uzun boyuyla belliydi.


Hidir Inan sirayla üçünün de yüzünü açti ve birer birer alinlarindan öptü. Çelik gibi sertlesen alinlari altindaki çizgiler, ince bir gülümseme halinde sakaklarindan yanaklarina dogru uzaniyordu. Yasayan insan kokulari, daha gövdelerinden uzaklasmamisti. Yine de Hidir Inan'in dudaklari, alinlarinda ince bir iz birakmisti. Bu onlari son gören göz, onlara son yaklasan dudak ve insani soluk oldu.


Hidir Inan yillar sonra oglunu ancak bu sekilde, bu kadar yakindan ve içten öpebilmisti. Polisler onu seyrediyordu. Hala oglu ile kendisi arasinda duruyorlardi. Anlasiliyordu ki, bu üç insan ancak yeraltinda bakislardan uzak kalabilecekti.


Oysa zaman gösterdi ki, toprak altinda da rahat birakilmadilar. Gelen ziyaretçileri alinip götürülüyor, adeta ziyaretleri suç sayiliyordu...


Hidir Inan ilkin Deniz'i, sonra Yusuf'u ve sonra oglu Hüseyin'i alinlarindan öpmüs; onlara dogru bakarak -vatan ve bagimsiz Türkiye sag olsun- demis ve örtülerini bir daha açilmamak üzere yüzlerine örtmüstü...


Artik saat ilerlemis, vakit aydinliga varmisti. Cemil Gezmis bir an önce ölülerin gömülmesini isteyen görevlilerle tartisiyordu. Oglunu Istanbul'a götürmek istiyordu. Onun son mektubu daha kendisine verilmemisti. Deniz'in nereye gömülmek istedigini bilmiyordu.


Görevlilerden söylenenler vardi. Yüksek dereceden bir görevli -Hadi yahu, sabahi uykusuz ettik- demisti.


Deniz'in babasi, sabahin da uykusuz oldugunu ona hatirlatmis,

görevli susmustu...


Yusuf'un babasi Cemil Gezmis'e -gel bu çocuklari ayirmayalim, birlikte yasayip birlikte öldüler, onlari birlikte gömelimdiyordu.


Çikip mezarligi gezdiler. Sonunda Cemil Gezmis fazla israr etmedi. Ve Yenimahalle Belediyesi'nden mezar yeri almaya gittiler.


Görevlilerle uzun uzun tartisiyorlardi. Üçünün de babasi, ogullarinin yan yana gömülmesini istiyordu. Mezarliklar Müdürü ise -ayni mezarlikta olsun, fakat ayri ayri bölgelerde yer verecegiz- diyordu. Onlarin -çocuklarimizi ayirmayacagizisrari karsisinda, Mezarliklar Müdürü -emir böyle- demek zorunda kalmisti.


Sonunda Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in, aralarinda baska mezarlar olmasi kaydiyla, ayni sirada gömülmelerine izin verildi. Birlikte yasayan, birlikte ölen Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in, birlikte gömülmesi de, -emir böyle- oldugu için engellenmisti.

Mezar yerleri alindiktan sonra, Cemil Gezmis imam getirilmesini istedi...

Çocuklarinin kendilerine -tören yapilmamak üzere teslim

edildigi hatirlatilarak, bir an önce gömülme isleminin

yapilmasini söylediler...

Cemil Gezmis -imamin gelmesinin tören olmadigini; elbette davul-zurna getirmeyeceklerini; zaten kendilerinden baska, ölülerinin orada kimsecigi olmadigini; kendilerinden korkmamalarini- hatirlatti.


Bir görevli Cemil Gezmis'e -Onlar asilma öncesinde imam istemediler- demisti. Cemil Gezmis ise bu görevliyi -Neden istesinler, günahlari mi vardi ki?- diye yanitladi.


Sonra çocuklarini gömme islemine hazirlandilar. Mezarlik polis ve görevlilerle doluydu. Oldukça kalabaliktilar. Ilerde gruplar halinde duruyorlardi.

Cemil Gezmis, Besir Aslan, Hidir Inan ve Deniz'in abisi ölülerinin önünde namaz kilmaya hazirlaniyorlardi. Bir ara Cemil Gezmis arkasindaki polis kalabaligina dönerek -içinizde abdesti olan yok mu?- diye anlamli bir sesle sordu. Tek kipirti gelmedi o yandan. Cemil Gezmis'in sözü beklenmedik bir konuk gibi çalmisti kapilarini. Zaten bastan beri sürekli olarak, beklenmedik bir sey oluverecekmis tedirginligiyle seyrediyorlardi...


Deniz'i babasi ve abisi kucaklayip, kollariyla mezarina yerlestirdiler. Ve sirayla Yusuf'u... Hüseyin'i...

Ilerde, degisik köselerde Mahir yatiyordu... Saffet... Niyazi... Hüdai...


Artik mezarliktan ayrilma vakti gelmis, onlarla birlikte oradan, kalabalik da uzaklasmisti. Mezarligi arkada birakacak tepeyi dönerlerken, geriye dönüp baktilar. Uzakti; çocuklarinin mezarlari görülmüyordu. Fakat bazi memurlarin görevleri orada sürmekteydi...


Ankara'ya dönüp, çocuklarinin son emanetlerini toplayacaklardi. Infaz savcisi kendileriyle görüsecekti.


Gidip, asilma sonrasi üzerlerindeki esyalarin dolduruldugu torbalari aldilar.


Infaz Savcisi Hidir Inan'la görüsmüs, ona -Basin sag olsun, bu kadar infazda bulundum, bunca mert adam görmedimdemisti. Bu arada Hüseyin'in üstünden çikan 21 lira 95 kurusu babasina veriyordu. Ayrica Hüseyin'in ölmeden kendisine bir mektup biraktigini söyleyip onu da verdi. Hidir Inan -Savci Bey, demisti, Hüseyin'in bu güne gelmesi onun mertligi sonucudur, mert yasadi, mert öldü... Bu vereceginiz parayi almazdim ama, onu ölene kadar saklayacagim için aliyorum...


Savci daha sonra Yusuf'un babasina, oglunun asilma öncesinde, kolundan çikarilan Rigi marka saati ve 17 lira 50 kurusu verdi. Ayrica Yusuf'un ölmeden yazdigi iki mektuptan, köyüne ve akrabalarina olanini alikoyup, babasina hitaben yazdigini Besir Aslan'a verdi.


Besir Aslan öbür mektubun da verilmesi için çok israr etmis, fakat mektup verilmemisti.


Idamlar sirasinda tutulan -Ölüm Infaz Zabit Vakasi-nda -... Yusuf Aslan tarafindan, daha önce babasina ve bütün akrabalarina hitaben yazdigi iki adet mektup, savci yardimcisi Sami Ugur'a verildi ve bunlarin babasina her ikisinin de teslimi istendi...- diye resmi kayita geçmis olmasina ragmen, -bütün akrabalarina- hitaben yazdigi mektup hala yerine verilmemistir.


Ölüm öncesi, bir insanin yazdigi veda mektubunun, hangi kanun maddesince yasaklandigi belli degildir. Bugün mahkemelerde mektuplarin suç delili bile sayilmadigi açikken, Yusuf son mektubuyla da suçlanmis, takibata ugramisti. Ölümünün hemen ertesinde yeni bir yargilanmadan geçiriliyordu...

Savcinin mektubu -kesin olarak- veremeyecegini bildirmesi üzerine, Besir Aslan israrindan vazgeçti. Yalniz bir kere

okutup dinledi...


Yusuf bu son mektubunda köyüne ve akrabalarina veda ederken, emperyalizme karsi sürdürülen mücadeleyi halkin durumunu, sömürüyü anlatiyor, gelecek günlere olan umudunu belirtiyor, fasizmi lanetliyordu...


Çirpinarak sabaha varmis bir gecenin karanligi, aydinlikla çelinirken, Ankara'da sokaga çikma yasagi da sonuçlanmisti... Infaz haberi, ilk bültenlerle Ankara'da, bir uçtan bir uca Anadolu'ya yayildi...


O gün 6 Mayis'ti, Halkin -Hidirellez- günü. Topraga tohum atilirdi Hidirellez'de... Halk inancinda topragin bereket vakti diye bilindigi bir gündü...

:::::::::::::::::

Ah, ardi ardina kenetlenen ölüm

ah, hinci sabirla bezeyen sir

yazmadaki sirmasi aglayisin tirnaklara oturan kan

...

Ey yanginlarda patlamaya hazirlanan merak

ey içimi eksi sularla çalkalayan bas dönmesi

issiz ipissiz boslugu aysiz gecenin

ölümle yasamak arasindaki serit

naneler, kekikler, ebegümeçleri

ve sifali bulutu kaynar kükürt deresinin

çekiyor altimdan nemli dösegimi

...

Ah, yürekleri topraga saplanan arkadaslarim

ah, oglaklarin, taylarin, buzaglarin

aci otlarla kararan damaklari

(aksamlari barut kokusuyla dönsem de odama)

sancisi: çaresiz seyrettigim ölümün Ah, bir kere daha kederliyim

ah, çilgin bir askin kollarinda incelen biçak

seni öperek bilemeliyim

N. Behram

:::::::::::::::::

YUSUF ASLAN SON MEKTUBUNU SENATONUN IDAMLARI ONAYLADIGI GÜN YAZMlSTI...

6 Mayis'i Ankara büyük bir sessizlik içinde geçirdi. Ana caddelerde, sokak aralarinda, okul önlerinde, duraklarda hüzünlü insanlar kadar, güvenlik önlemleri de göze çarpiyordu.

Ikiser üçer sivil-resmi güvenlik görevlileri dolasiyor, görevleri geregi, incelen bakislari izliyorlardi.

Ölüm hangi nitelikte olursa olsun, yine de kendi agirligiyla gelir. Ve o gün Ankara'daki ölüm, aglamayi dahi yasaklayan

cinstendi. Haberi ilk veren spiker, huzurundan edildi. Mezarliga ilk giden genç tutuklandi. Sokakta ilk bagiran bir kadin, alinip götürüldü.

Ve binlerce insan yeralti yataginda akan bir dere gibi,

içinde yasadi duygularini.


Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in analari: Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in babalari, kardesleri de o sabah, duygulari içlerine bastirilmis olarak yasadi.

Sabahin ilk saatiyle birlikte evlerini görevliler çevirmisti. O gün dahi, dostlariyla aralarina kara gölgeler devrildi.


Üç gencin babalari bütün gün çirpindi durdu Ankara'da. Deniz, Yusuf ve Hüseyin'i ölümün karsisinda oldugu günlerde savunan avukatlar, ölümlerinden sonra babalarina, son görevlerini yapmanin aci telasindaydilar.


Avukat Zeki Oruç Erel, Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in, daragacinda öldürüldükleri günle ilgili anilarini söyle anlatiyor:

-5 Mayis'i 6 Mayis'a baglayan gece, evde sabaha kadar uyumadan bekliyorum. Sokaga çikma yasagi devam ediyor. Sabah saat 05.00'te telefon çaliyor; telefonda, yakindan tanidigim, Yusuf'un babasi Besir Aslan:


'Zeki bey, biz mezarliktan telefon ediyoruz..'

Telefonu, Deniz'in babasi Cemil Gezmis aliyor:


'Zeki bey, bizim buradaki isler için herhangi bir yardima ihtiyacimiz yoktur. Buradaki isleri biz kendimiz görebiliriz ve esasen görmekteyiz. Ancak; çocuklar ölmeden önce bize birer mektup birakmislar. Ögrendigimize göre, mektuplar infaz savcisinda imis. Sizi aramamizin nedeni; mesai saatinde bulusup, mektuplarimizi almak içindir. Bir yer ve saat kararlastirip, mektuplarimizi alalim.'


Yer ve saat kararlastirip telefonu kapiyoruz.


Artik, onlarin aramizdan ayrildigini ögrenmis bulunuyorum. Hem de babalarindan!..


Evden çikip, dogruca, infazlarda bulunacagini bildigim, arkadasim Av. Mükerrem Erdogan'in evine gidiyorum. Evde 5-10 kisi daha var. Haliyle, aci haberden hepsi allak-bullak olmus. Mükerrem ise; iki saat öncenin etkisiyle donmus kalmis, yüzümüze anlamsiz bakiyor. O'na olanlari, hemen simdi, aynen anlatilmasini; Deniz'in, Yusuf'un, Hüseyin'in, ölüm karsisinda takindiklari tavri tesbit etmek istedigimizi söylüyoruz. Infazlari tekrar yasayarak, aynen anlatiyor. Ve sözlerini söyle bagliyor:


'Size serefimle temin ederim ki; çocuklar 2 saat önce idam olmadilar. Hiç tartisilmayacak biçimde, bu bir devrimci eylemdi.'

6 Mayis 1972 sabah saat 9.00'da Ankara Adliye Binasi'ndayiz. Deniz, Hüseyin ve Yusuf'un mektuplarini almak için, babalariyla birlikte, Infaz Savcisi Sami Ugur'un odasina çikip, gelis nedenimizi söylüyoruz. Sami Ugur'un, mektuplari vermemek için, o gün takindigi tavrini hala unutamam. Çocuklarini daha birkaç saat önce kaybetmis olan babalara; istemeseler bile mektuplari vermekte kanunen zorunlu iken, gerçegi söylemiyor.

-Ben mektuplari sikiyönetime verdim (!)-


Hepimizde son derece gergin bir hava, Ankara Savcisi Fazil Alp'e gidiyoruz. Mektuplari, ne pahasina olursa olsun, almadan buradan ayrilmayacagimizi, bu yüzden çikabilecek olaylarin sorumlulugunun bize ait olmayacagini, kesinlikle, belirtiyoruz. Fazil Alp durumun farkinda; infaz savcisini çagirtip gerekli talimati veriyor, biraz önce kendisinde mektuplarin bulunmadigini söyleyen Sami Ugur'dan, mektuplari aliyoruz...-


Yusuf iki mektup birakmisti; biri babasina, digeri akrabalarina. Akrabalarina yazdigi mektubu vermediler. Ancak, verilmeyen bu mektup infazlarda bulunan avukatlar ve babasi tarafindan okundu. Bu metin; okuyanlarca, hemen o gün; yani


6 Mayis 1972 günü, yazili olarak saptandi. Av. Zeki Oruç


Erel'den edindigimiz bu metinde Yusuf söyle diyor:


2 Mayis 1972

Mamak-Askeri Cezaevi

Bütün Akrabalara,


Bu mektubumu okudugunuz zaman, artik aranizda olmayacagim. Mektubumu, senatonun idamlarimizi onayladigini ögrendigim anda yaziyorum. Sundan emin olmalisiniz ki; bu güne kadar davama olan inancim sarsilmamistir. Sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsilma olmayacaktir.


Ben, halkimin kurtulusu, Türkiye'nin tam bagimsizligi için savastim. Sizler beni taniyorsunuz. Bir yildan beri, bu bir avuç sömürücüler, vatan saticilari, isbirlikçiler; ellerindeki bütün imkanlarla, bizi disardan yardim gören, beyinleri yikanmis, vatan haini, disardan emir alan, bölücü, anarsist diye tanitmaya ve halkimizdan bizi koparmaya çalistilar. Bu bir avuç azinliga göre vatanseverlik; vatan satmak, yabancilarla isbirligi yapmak, NATO'yu, Amerika'yi savunmak, 6'inci Filo'yu agirlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan hashas ekimini elinden almak, isçinin grev hakkini engellemek. Amerika'ya ve emperyalizme hizmet etmektir.


Biz bunlara karsi çiktik. Bunun için; biz vatan haini, onlar vatansever oldular.



Bizi, bu mücadelemizden dolayi, güya adil mahkemelerinde yargilayan ve yine adil kurumlarin eli ile asacak olanlar bilmelidirler ki; biz halkimizin kurtulusu ve Türkiye'nin bagimsizlik mücadelesi ugruna, serefimizle bir defa ölecegiz. Bizi asanlar ve astiranlar ise; her gün bin defa öleceklerdir.


Son sözüm: Yasasin isçiler, köylüler! Yasasin Devrimciler! Yasasin halkimin kurtulusu ve bagimsizligi için savasanlar! Yasasin tam demokratik Türkiye'nin kurulmasindan yana olanlar!


Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun Sunay, Erim, Tagmaç, fasist koalisyonu.

T. Yusuf Aslan

Reklam Alanı

http://www.acilhost.com/
http://www.denizweb.net/

Bu haber 11/05/2009 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 

Yazarlar

Cengiz ÇANDAR

68 kuşağı, Deniz Gezmiş, biz, hepimiz
 

Hasan CEMAL

Deniz Gezmiş’lere mısır patlatır gibi bomba patlattıranlar...
 

Doğan AVCIOĞLU

GERİLLA
 

Oral ÇALIŞLAR

Baki Tuğ ve Deniz Gezmiş...
 

Güneri CİVAOĞLU

DENİZ GEZMİŞ'İN "BİLİM " VASİYETİ
 

R.Ozan KÜTAHYALI

Bir İttihatçı olarak Deniz Gezmiş
 

Engin ARDIÇ

DENİZ GEZMİŞ MODASI
 

Kürşad BUMİN

Bir kere daha: Demirel ve idamlar
 

Nazlı ILICAK

DENİZLERİN İDAMINDA SORUMLU DEMİREL DEĞİL...
 

Ergün BABAHAN

Elinizde kan izi var Süleyman Bey
 

Uğur MUMCU

ASILDIK EY HALKIM UNUTMA BİZİ ...
 

Taha AKYOL

Deniz Gezmiş efsanesi
 

Ertuğrul ÖZKÖK

Deniz Gezmiş’i milli irade astı