Son Dakika: 38 YIL GEÇTİ ACILAR HALA TAZE
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim

HASAN CEMAL'E ÖZÜR BORÇLUYUM...




Yazı beni bir kere utandırdı. Anlatayım; 17 Aralık 2007 Pazartesi günü Gündemdekilerde konuğum Erhan Göksel`di. Müesses nizam, Kürt sorunu ve `hata yaptık` diyen eski paşaları konuşuyorduk. Göksel, 1994`te askerlerin yerli ve yabancı gazetecileri toplayıp Kuzey Irak`a götürüyoruz diye Cudi ve Gabar üzerinde üç helikopterle uçurduklarını ve o gazetecilerin dönüşte Kuzey Irak`a gitmiş gibi günlerce yazı yazdıklarını anlatmıştı.

Bu gazeteciler içinde Hasan Cemal`in de adı geçiyordu.

Daha sonra öğrendim ki Hasan Cemal`in bu olayla uzaktan yakından ilgisi olmamış. Kendisinden sözlü özür diledim, ama bu vicdanımı susturmadı. Teyit edilmemiş bir iddiayı yazdığım için "utandım" ve bir kere daha özür diliyorum.

Beni bu denli işten bir özre sevkeden şey, Hasan Cemal`in sahiciliğidir, demokrasiye inancı ve insana olan saygısıdır.


"Yirminci Yüzyıl`ın bütün iniş çıkışlarını ben de kendi tarihimde yaşadım& Yirminci Yüzyıl`da nasıl ki dünya kocalan bir duvar tarafından acımasızca ikiye bölündüyse, bizlerde bölündük düşman kamplara. Aramızda yüksek duvarlar, kafamızda setler oluştu. Sonra o duvar yıkıldı, 1989`da. Demokrasi kazandı! Ama ben o duvarı, o setleri kendi kafamın içinde 1970`lerde yıkmaya başlamıştım" diyordu Hasan Cemal 1999`da çıkan Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında.

"Devrimi çok sevmiştik! Ama önce darbe yapacaktık. Evet, askeri kullanacaktık& Bomba sesleriyle ortalık ana baba gününe dönerken sloganlar haykırılacaktı: Ordu Milet el ele, milli cephede&" diye başlıyor kitap.

Hasan Cemal`in bu sözleri, eski paşaların, genel kurmay başkanlarının kürt sorununda "hata yaptık" türünden gecikmiş bir itiraf değil. O muktedirken hem kendini sorguluyor, hem de karanlık bir döneme ışık tutuyordu.

Bu öyle bir dönem ki, bugünkü kronik sorunlar hala o günlerden besleniyorlar.

Shakspeare`in dediği gibi: "Bütün dünler bugünleri aydınlatan fenerlerdir."

Hasana Cemal "devrim fedailiğinden" çıkıp demokrasiyi keşfettiğinde kalemini aynı cesaretle bu yolda kullandı.

Alışkanlıklarına isyan ederek içinde yetiştiği toplumu ve çağı yeniden okuyarak idrakini zenginleştirip, hatalarıyla yüzleşerek yol alan darbecilikten demokratlığa bir "başarı" öyküsüdür bu.

2002`den itibaren hepimiz defalarca "demokrasi sınavına" girdik. 2007`yle birlikte bu sınav gittikçe ağırlaştı. Pek azımız demokrasiden taviz vermedi, çoğumuz demokrasi yokuşunu görünce döküldük&

Bu sıkıntılı süreçte dimdik ayakta kalanlardan birisidir Hasan Cemal.

Zor zamanda zor şeyleri yaptı. 28 Şubat rüzgarının en sert estiği günlerde "Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım" diyerek, çok kişiyi kızdırdı. Birkaç yıl önce de "Cumhuriyeti Çok Sevmiştim" kitabıyla bir kere daha bütün şimşekleri üzerine çekti.

Çünkü Hasan Cemal, bu döneme "takiyyeci", "omurgasız" olarak intikal etmemiş, süreçleri yaşayarak, toplumsal gerçekliği özümseyerek gelmişti.

Bundan sonra demokrasi, hukuk, insan hakları, özgürlük yanlısı, darbe, muhtıra, statüko karşıtı en sert yazıları kaleme alır Hasan Cemal.

Türkiye`ye yapılacak kötülükler üzerine kafa yordu. Hasan Cemal "yalnız bırakılma" pahasına yazılarıyla direndi, duruşundan taviz vermedi.

Onun yazı arşivi demokrasinin yüz akı olacak sayfalarla doludur artık.

1968`de İlhan Selçuk`la başlayan "yoldaşlığın" yıllar sonra ayrılığa varış öyküsü "yeniden var oluş" mücadelesine ışık tutar:

Bir gece yarısı İlhan Selçuk 83 yaşında Ergenekon Terör Örgütünde görev üstlenmekten gözaltına alınır, Hasan Cemal`e de geride kalan 40 yılı hatırlamak düşer.

Bu kırk yılın yarısında o Hasan Cemal için `İlhan Abi`ydir. Üstelik her şeyini paylaştığı gerçek bir ağabey... Ondan çok şey öğrenir.

1981`de Cumhuriyet`e Genel Yayın Müdürü olduktan sonra aralarında görüş ayrılıkları uç vermeye başlar. Demokrasi, laiklik, cumhuriyet... Kemalizm ve demokrasi... Türkiye`de çok partili demokratik sistemin niteliği, `karşı devrim` mi, değil mi?.. Yakın tarihimizde darbeler... `İyi-kötü darbe` ayrımları... Devletçilik, pazar ekonomisi... Turgut Özal... Kürt sorunu... Cumhuriyet gazetesi nedir, ne değildir, ne olmalıdır?.. Genel olarak gazetecilik anlayışı... Sovyetler`deki düzen... Stalin... Doğu Avrupa`da yaşananlar... Vaclav Havel`karşı devrimci` mi?.. Berlin Duvarı`nın yıkılışı... ABD, AB, emperyalizm...

Bütün bu konularda zaman içinde ayrı düşmeye başlarlar. Önce tatlı tatlı konuşurlar, sonra sert tartışma ve kavgalar... Başyazarları Nadir Nadi`nin ölümüyle de ipler kopar.

Hasan Cemal kopuşu anlatırken; "1991`in sonunda vazoyu birlikte kırdık. İlhan Selçuk`la bütün bu konularda neredeyse siyah beyaz bir ayrılık içindeydik. Hayata bakışımız, dünya görüşümüz tümüyle başkalaşmıştı. Zaman öylesine akıp gitti ki, gün geldi anlaşabileceğimiz hiçbir şey kalmadı aramızda. `Referans`larımız değişmişti. Benim `demokrasi` dediğime, o `karşı devrim` diyordu. Örneğin o, siyaset denkleminin içine `asker` faktörünü sokarken, ben bundan hiç hoşlanmıyordum&" diyecektir.

Darbecilikten, cuntacılıktan sahici demokrasi kahramanlığına terfi etmenin elbette hazzı başkadır....

83 yaşındaki yazarın hali Hasan Cemal`i mazide dolaştırmaya devam eder; 1969`u, 1970`i, 1971`i hatırlar. Mesleğini "devrimci" diye tarif ettiği i darbeci ya da cuntacı yıllarını... Gözünün önünden kimler geçmez ki; Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Uğur Mumcu, Cemal Madanoğlu Paşa ve daha nice general ve askerler&

O tarihlerde `darbe`nin peşinde ve özellikle Ankara`da askerle `organize işler`in içindelerdir.

Bazı devrimci gençler sağda solda bomba patlatarak asker için darbe ortamı oluşturuyordur.

Başbakan Demirel`le hükümetini ve `faşizm`i protesto ederek Ankara`da Tandoğan Meydanı`na yürüyenler, aslında neye alet olarak yürüdüklerini bilmiyorlardır...

Dergilerinin adı Devrim`di. Doğan Avcıoğlu yönetiyordu. İki hedefleri vardı: Biri Demirel, öteki Ecevit. İkisi de umut olmaktan çıkarılmalı, ikisi de siyaseten yıkılmalı, inandırıcılıkları beş paralık edilmeliydi. Onlara göre AP lideri ve Başbakan Demirel, `Amerikan emperyalizmi`nin uşağı idi. Ecevit ise çok partili demokrasiye sahip çıkan bir `romantik`ti. Demirel`e alternatif oluşturduğu için de demokrasiye umut bağlanmasına neden oluyordu.

O günleri hatırlayan Hasan Cemal diyor ki: Oysa, demokrasi bize yaramazdı. Halk cahildi! Bizde seçim sandığından hep Menderes, Demirel gibi emperyalizmin işbirlikçileri, bir de `şeriatçı gericiler` çıkıyordu. Ne mi yapmak lazımdı? Önce askeri bir darbeyle parlamentonun ve partilerin kapısına kilit vurulacaktı. Ve Moskova`da pişirilen `kapitalist olmayan yol`dan devletçi bir düzene doğru yol alacaktı Türkiye... Devrim dergisinde, bir yandan demokrasinin bizim gibi ülkelere neden yaramadığını anlatıyor, Irak`ta Saddam Hüseyin`i, Suriye`de Hafız Esad`ı, Libya`da Kaddafi`yi, Sudan`da General Nimeyri`yi ya da Mısır`da Nasır`ı sahneye çıkaran Batı karşıtı, Baasçı, otoriter rejimlerin propagandasını yapıyorduk. Her şey darbe içindi!"

Plan istedikleri gibi yürümez, 9 Mart değil 12 Mart kazanır. 1971 askeri darbesi demokratik hak ve özgürlüklerin canını okur, Deniz Gezmiş`ler idam sehpasına çıkarır, İlhan Selçukları Ziverbey Köşkü`de işkenceye alırlar&

12 Mart`ta Madanoğlu Davası beraatle sonuçlanır.

"Suçsuz muyduk?" diyen Hasan Cemal; "Sanmıyorum. Çünkü, işin aslı `hukuk`la pek fazla ilgili değildi.. Madanoğlu davası beraatle sonuçlanmak zorundaydı. Zira aksi halde, işin ucu ordunun en tepesine, örneğin Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler Paşa`ya, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur Paşa`ya kadar uzanacaktı. Bunu kimse göze alamadı. Madanoğlu davasında beraat kararı böyle geldi" tespitinde bulunuyor.

Hasan Cemal ilginç bir noktaya daha temas ediyor; 9 Martçılar bu beraat kararıyla sanki `demokrasi kahramanı` oldular. Cuntacı takımı, `Bolşevik` metotlardan da bir şeyler kaptığı için, bu işleri ters yüz etmekte mahirdir. Demokrasinin köküne kibrit suyu ekmek için yola çıkmışsınızdır, ama burası Türkiye`dir, zaman geçer demokrasi kahramanı da olabilirsiniz&

2008`in Mart`ını idrak eden Hasan Cemal, hüzünle el sallamaktadır 1971`in 9 Mart mantığında demirlemiş İlhan Selçuk`a&

Hasan Cemal`e özür borcumu onu yeniden okuyarak yapıyorum.

"Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım"ı ve "Cumhuriyet`i Çok Sevmiştim"i özenle tavsiye ederim.

Shakspeare`in sözü "Bütün dünler bugünleri aydınlatan fenerlerdir." Sözü o karda gerçek ki, düne ait bilgileri bugüne ne kadar da ışık tutuyor, tıpkı tarih tekerrür ediyor gibi, birkaç farkla, bazı aktörler ölmüşler, bazıları da çağ atlamışlar.

En büyük fark da demokrasinin Hasan Cemal gibi bir kalemi kazanmış olmasında.

Hasan Cemal`e karşı beni utandıran durum, "Bazen ıstırap veren, bazen sonsuza kadar sürmesini istediğim bir sessizlik&" oldu içimde.

Nihayet ki, bu gün bir ses buldum&

Cudi ve Gabar` üzerinde uçurup da "Burası Kuzey Irak" diye yazdırmak mümkün değil Hasan Cemal`e&

Yazı beni bir kere utandırdı. Ben o an boşluğa düştüm& Daha ne diyeyim&

Mehmet Gündem
mgundem@yenisafak.com.tr

Reklam Alanı

http://www.acilhost.com/
http://www.denizweb.net/

Bu haber 08/05/2009 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 

Yazarlar

Cengiz ÇANDAR

68 kuşağı, Deniz Gezmiş, biz, hepimiz
 

Hasan CEMAL

Deniz Gezmiş’lere mısır patlatır gibi bomba patlattıranlar...
 

Doğan AVCIOĞLU

GERİLLA
 

Oral ÇALIŞLAR

Baki Tuğ ve Deniz Gezmiş...
 

Güneri CİVAOĞLU

DENİZ GEZMİŞ'İN "BİLİM " VASİYETİ
 

R.Ozan KÜTAHYALI

Bir İttihatçı olarak Deniz Gezmiş
 

Engin ARDIÇ

DENİZ GEZMİŞ MODASI
 

Kürşad BUMİN

Bir kere daha: Demirel ve idamlar
 

Nazlı ILICAK

DENİZLERİN İDAMINDA SORUMLU DEMİREL DEĞİL...
 

Ergün BABAHAN

Elinizde kan izi var Süleyman Bey
 

Uğur MUMCU

ASILDIK EY HALKIM UNUTMA BİZİ ...
 

Taha AKYOL

Deniz Gezmiş efsanesi
 

Ertuğrul ÖZKÖK

Deniz Gezmiş’i milli irade astı